Yaşayan Bir Fosil: Sığla Ağacı


Sığla (günlük) ormanları nadir, endemik ve tehdit altında bulunan bir orman ekosistemi.  

Anadolu Sığla Ağacı (Liquidambar orientalis) dünyada sadece Güneybatı Anadolu Bölgesi’nde yaşayan, yani bu bölgeye endemik bir ağaç türüdür. Dünya üzerinde 60 milyon yıldır var olan bu ağaçların orman olarak görülebileceği son sığınaklar, Köyceğiz Gölü çevresi, Fethiye ve Marmaris ile sınırlı. Anadolu Sığlası, Sığala ağacı, Günlük ağacı, Amber ağacı olarak da bilinmektedir. 

Sığla cinsinin varlığı ile ilgili fosil kayıtlar 65 milyon yıl öncesine dayanıyor. Bu yüzden sığlalara “yaşayan fosil” adı veriliyor. Bu nitelendirme, fıstık yeşili yaprakları, kahverengi kabuğu ve narin görünümüyle tezat oluştursa da, doğa tarihindeki milyonlarca yıllık tanıklığını vurgulayarak, değerini ve kutsallığını ortaya çıkarıyor. 

Sığla, dere boylarında ve taban suyu yüksek alanlarda gruplar halinde veya tek tek görülüyor. Aydın-Çine Çayı ile Antalya-Aksu Çayı arasında kalan kıyı bölümünde parça parça dağılım gösterirken, Muğla’nın güneyindeki Marmaris, Köyceğiz, Ula, Gökova, Dalaman, Ortaca ve Fethiye’de, koruluklar veya orman parçaları şeklinde yayılıyor. En sağlıklı biçimde yoğunlaşarak orman oluşturabildiği yer ise Köyceğiz-Dalyan Özel Çevre Koruma Bölgesi. Bu yüzden sığla ağaçlarının veya sığla orman ekosisteminin korunmasında Köyceğiz’in ayrı bir önemi var.   

Bir sığla ormanına girdiğinizde yoğun nemle karşılaşır, adeta suyun içine girmiş gibi olursunuz. Sığla ağaçları özellikle ilkbahar aylarında su altında kalır ve sürekli yüksek taban suyuna ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden sığla ağaçlarına bataklık ağacı da denilebilir.  

Köyceğiz’de, yağış miktarının fazlalığı, Gölgeli Dağları’ndan akan derelerin Köyceğiz havzasını her daim beslemesi ve eğimin düşük olması, sığla ormanlarının ihtiyaç duyduğu yüksek taban suyunu sağlar. Yağışla gelen ve derelerle sürekli beslenen alüvyal topraklar da sığlalar için son derece besleyici bir toprak örtüsü oluşturur.  

Suyun ve besinin bu kadar fazla olduğu bir yaşam ortamında ekolojik döngü de çok hızlı işler. Sığla ağaçları hızla büyür. 10 yıl içinde 10-15 metre boya ulaşabilirler. Ama bu hız çabuk yaşlanmalarına neden olur.  

Sığlalar hızla yaşlanır, hatta genelde kökleri çok gelişmediğinden yaşlanamadan devrilir ve yerini topraktan fışkıran onlarca yeni sığla sürgününe bırakır.  

Bir sığla ağacının devrilmesi ile onun yerini almak için onlarca genç birey mücadeleye başlar. Bunlardan biri veya ikisi mücadeleyi kazanıp ışığa ulaşır ve ormanın taç kısmını oluşturan bireyler arasında yerini alır.  

Sığla ormanlarının yaşam döngüsünde başka bitkilerin mücadelesine de tanık olabilirsiniz. Suyun daha az olduğu yerlerde veya kenar bölgelerde kızılağaçlarla birlikte dişbudaklar da sığlalara eşlik eder ama su varsa oranın hakimi genellikle sığla ağacı olur. Her yerden sarkan sarmaşıklar da sığla ormanlarına tropikal bir orman görüntüsü verir.  

Sığla ağacı ününü yağına borçludur. Sığla yağı da Köyceğiz’e..

Köyceğiz’de sığla ağacından söz edip, sığla yağından bahsetmemek, sığla kültürünü tam anlamıyla bilmemek olarak yorumlanır. Çünkü sığla ağacı ününü yağına borçludur ve bu yağın yöre kültüründe önemli bir yeri vardır.

Arkeolojik araştırmalar, Karya Uygarlığı’ndan günümüze değin yöre halklarının yaklaşık 4 bin yıldır bu ağaçtan çok farklı şekillerde faydalandığını ortaya koyuyor. 

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde sığladan söz eder. Sığla yağının Marmaris Limanı üzerinden Mısır’a, oradan da Hint ve Arap Yarımadaları’na ihraç edilen önemli bir kozmetik ve alternatif tıp ürünü olduğunu yazar. Seyahatname’ye göre, Kanuni Sultan Süleyman Rodos Seferi sırasında Gökova ve Marmaris üzerinden geçerken sığla ağacının eşsiz kokusundan büyülenip, akarsuların üzerinde Misk-i Amber Köprüsü adıyla iki köprü inşa ettirmiş. Bahsi geçen bu köprüler zamanla tahrip olsalar da izlerine halen Gökova-Akçapınar’da rastlanabilir. 

Sığla Yağı Üretimi

Sığla yağı üretimi oldukça hassas bir iş. Önce hangi ağaçtan yağ çıkarılabileceğini bilmek gerekiyor. Ayrıca ağacı “yaralama” işlemi de büyük dikkat ve ustalık istiyor. Bu işin ustaları, “Yaralama işlemi çok yüzeyde kalmamalı, ama çok derine inip ağaca zarar da vermemeli” diyor. Sığla yağı elde etmek için bahar aylarında ağacın gövdesine çizikler çizilir. Temmuz ayından itibaren gövde üzerinde biriken salgı ve kabuklar özel bıçaklar ile kazınarak toplanır. Bu salgı ve kabuklar sıcak su ile kaynatıldıktan sonra özel preslerde sıkılarak sığala yağı elde edilir. 

 

Kimya sanayinde sabitleyici olarak yararlanılan sığla yağı, geçmişten bu yana şifa amaçlı da kullanılıyor. Bazı alternatif tıp uygulamalarında mide rahatsızlıklarının önlenmesi ve cilt-deri rahatsızlıklarının giderilmesinde sığla yağına başvuruluyor. 

Sığla Yağı mide ve bağırsaklarda gastrit- ülser tedavisinde yoğun olarak kullanılmaktadır. Dikiş gerektirmeyen dış yaralanmalarda da antiseptik özelliği ile çok iyi bir merhemdir.

Sığla ormanlarının kokusunun Astım-Bronşit ve Alzheimer hastalarına iyi geldiği de söylenmektedir. 

Sığla yağı ekonomik değerinin yanı sıra, manevi değeri yüksek bir ürün. Üretim sürecinden geriye kalan ve buhur (tütsü) olarak da bilinen, ağacın gövde kabukları özellikle cenazelerde, bayramlarda, Cuma geceleri camilerde veya mekanları efsundan arındırmada kullanılıyor. 

Yöre halkının sığlaya yüklediği kutsallık, ilkbaharın karşılandığı Nevruz’da da ifadesini buluyor. Yöre kadınları Nevruz gecelerinde sığla ormanlarına giderek “al marazımı, ver guvatımı (kuvvetimi)” diyerek dilekte bulunuyor. 

Yok Oluşun Eşiğindeki Kutsal Ağaçlar

Sahip olduğu değerlere rağmen sığla ormanlarının başı büyük dertte. 

Sığla ormanları için yaşamsal önemdeki su ve alüvyal toprakların, insanlar için farklı bir önemi var. Sığlanın yaşam alanlarının tarım için son derece elverişli olması, bu kutsal ağaçlardan gıda üretimi için vazgeçilmesine neden oluyor. 

Zengin tarım alanlarını sığlaya kaptırmama düşüncesinin bilinen ilk uygulamaları 1950’li yıllarda yapıldı. Tarım arazisi kazanmak için açılan kanallar, sığla ormanlarının geleceği için önemli bir kırılma noktası oldu. Ardından çok hızlı bir yok oluş başladı ve orman alanı giderek küçüldü. Sığla ormanlarının alanı 1949’da 6312 hektar iken, 1987’de 1337 hektara düştü. Son yıllarda yapılan ağaçlandırma çalışmaları ile sığla ormanı alanı 2 bin hektara kadar çıkmış olsa da, koruma açısından önemli doğal orman alanı 700-800 hektardan fazla değil. 

Sığla ağacı Güneybatı Anadolu coğrafyasında oldukça yaygın bir alanda görülür. Güneybatı Anadolu’da 700 metreden daha yüksek bir alanda değilseniz ve etrafınızda su varsa sığla ağacına rastlama olasılığınız yüksektir. Bu nedenle Köyceğiz’deki sığla orman ekosistemleri korunma açısından çok önemlidir. Burada söz konusu olan endemik bir ağaç değil, endemik bir orman ekosistemidir. Üstelik yok olan tek bir tür değil, bütün ekolojik ilişkileri ve dinamikleri ile birlikte bir ormandır. 

Kavakarası Köyü, bölgede en çok sığla yağı üreten alanlardan biri. Köyün narenciyeden sonraki temel geçim kaynaklarından biri de sığla yağı üretimi. Burada faaliyet gösteren, Köyceğiz Orman İşletme Müdürlüğü’nün sorumluluğu altındaki Sığla Yağı Üretim Tesisi (Günlük Düveni) aynı zamanda sığla ormanları ile ilgili festival, bilimsel araştırmalar ve tanıtım çalışmaları için de kullanılıyor.