Şarkılara sorduk, birbiri ardına döndü plaklar…


“Vurgun”, “Seviyorum İşte Var mı Diyeceğin”, “Çiçekler Yasta” ve daha nice ölümsüz şarkıyı o nakşetti gönül telimize.

Güçlü sesiyle unutulmayan nağmelere hayat veren, bir dönemim en sevilen şarkılarının sesi olan Metin Milli ile Bodrum’un büyülü atmosferinde; müziğin, resmin, tiyatronun kısacası sanatın bir çok yönüne dair samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Resim sanatına olan ilginize, tiyatro aşkınıza ve başarılı iş adamı kimliğinize değinmeden evvel, sohbetimize müzikle başlamayı arzu ediyoruz. Müzik hayatınızda hep var mıydı?
Unutamadığım bir anıyla başlamak istiyorum sohbete. Okulda iftihar listelerine giren, başarılı bir talebeydim. Hayatımda bir tek dersten ikmale kaldım, o da müzik. Orta 3’te müzik öğretmenim Bedia Hanım sesimi çok beğenirdi. O ders yılı boyunca klasik batı müziğini öğrendik. Yalnız ben de Türk Musikisi’ne karşı özel bir tutku vardı. Başka bir tarz ile ilgilenmek ihanet olurmuş gibi gelirdi. Dolayısıyla derslerime çalışmamıştım. Bu nedenle hocam, müzik dersinden bırakmıştı beni. Petrol endüstrisinde özellikle sismik araştırma ve sondaj hizmetleri veren bir firmanın Türkiye mümessilliğini yürütüyordum. Bu arada Ankara radyosundan arkadaşlar edinmeye başladım. Güneri Tecer ile Muzaffer İlkar'ın programlarını haftada 2-3 gün dinlemeye giderdik. 1977 yılında şirketim adına farklı bir promosyon yapmak istedim. Çok düşündüm ve kendi kendime, tiyatro ile ilgilendin, resim yaptın, sergi açtın, musiki ile ilgilisin ona dair birşey yapmalısın dedim. Bir kaset hazırlamaya karar verdim. Bu fikrimi ilk olarak yakın dostum Güneri Tecer ile paylaştım. Musikiye olan ilgimi bilmediği için boşver, uğraşma dedi. Ankara radyosundan en iyi saz ekibini ayarlamasını istedim. İki gün sonra Selahattin Altınbaş ile tanıştırdı. Sazları topladık, Erkal Zenger’in stüdyosunda dört makamdan üçer şarkılı bir kayıt yaptık ve 1976’yı 77’ye bağlayan yılbaşında bu kaseti dostlarımla paylaştım. Güneri Tecer o kadar şaşkındı ki sürekli benim kasedimi dinliyordu.

Ankara Radyosu’nun ünlü hocası Ferit Sıdal da Güneri’nin aracında kasetimi dinlemiş ve benimle tanışmak istemişti. Müzik piyasası kaset üzerine idi o zamanlar, arabalarda, evlerde hatta seyyar olarak her yerde kaset vardı. Ankara’da Ferit Sıdal ile sürekli gittiğimiz bir mekan vardı. Avni Anıl, Halil Soyuer, Selahattin Altınbaş, Ziya Taşkent, Güneri Tecer gibi isimlerle bir araya gelir, edebiyat, şiir, musiki, sanat konuşurduk. Bu sohbetler yaklaşık 1 yıl sürdü, Ferit hoca meğer beni sınava tabi tutarmış ama haberim yokmuş. Bana her zaman soyadımla hitap ederdi. Bir gün “Milli radyoyu düşünür müsün” dedi. Öyle yoğun çalışıyorum ki kabul etmek istemedim. Bu icrayı kendine saklayamazsın dedi, beni ikna etti böylece sahne hayatım başlamış oldu. 32 yaşında radyoya başladım. İlk radyoya çıkışımda çok heyecanlandım.

O zamanlar TRT Ankara Radyosu’nun havası bambaşkaydı, şimdi o radyo günlerinin kokusu geldi burnuma inanır mısınız! TRT çok özel bir noktadaydı. Gerçekten kabiliyetin, yeteneğin, sesin olmak zorundaydı. En üst torpil bile yetmezdi. 1991'de özel televizyonlar ile, TRT'nin kapısının önünden geçemeyenler milletin baş tacı oldu. 1978 yılında klasik eserlerden oluşan bir LP yaptım. Bir taraftan da, Türk müziğinin lezzetini bozmadan, kendine özgü kuralları içinde batı müziği saz ve melodilerinden neler katabiliriz araştırması yapıyordum.

15 albümümle, TRT repertuarına, 120 civarında özgün eser kazandırdım. 1992 yılında, Türkiye Musevi Cemaati, kutlama haftası etkinlikleri kapsamında İstanbul'da bir yarışma düzenledi. O zaman bu yarışmadan haberdar değildim. Sanat müziğinde zirveye gelmiş isimlerin kayıtlarını, albümlerini alıp Amerika'da özel aletlerle dinlemişler. Sesi en doğru kullanan sanatçı olarak beni seçmişlerdi. Teknik cihazlarla yapılan ölçüm ve değerlendirmeler sonucunda 1992 yılının “en kaliteli ve sağlam ses ödülü” bana verildi.

Sahnede pelerin giyen ilk sanatçı sizdiniz değil mi?
Herkes beni pelerinle hatırlar. Erkek giysisinde oynayabileceğiniz fazla detay yoktur. Pelerinin tarihini araştırdım, araştırma İrlanda’ya kadar uzandı. Pelerin, yakası, renkleri ve işaretlerine göre statü belirleyen bir objeymiş. Türkiye'nin o zaman en iyi modacısına pelerin yaptırmıştım.

Resim sanatı size ne ifade ediyor?
Musikiye kabiliyetim vardı, öte yandan müthiş bir resim sevgim vardı. Resim hep önde gitti. Üniversite için Mardin'den Ankara'ya gittim. Resim kurslarına, atölyelerine gidiyorum, diğer yandan para kazanmak için çalışıyordum. Ankara Ticari ilimler Akademisi mezunuyum, ayrıca Hukuk Fakültesi ve Ankara Dil Tarih-Coğrafya Fakültelerinde eğitimimi sürdürdüm. O zamanlar gecede 3-4 saat uyuyordum. 1965'te Ankara'da üniversite talebesiyken ilk sergimi açtım. Henüz musiki yoktu hayatımda. Karakalem ve füzen çalışmalarının akabinde yağlıboya figüratif resim çalışmalarımı günümüze kadar sürdürdüm. Geçen yıl 9. sergimi Ankara’da açtım. Baharda 10. sergimi açmayı planlıyorum. Üniversite yıllarımda resimle birlikte tiyatro da hayatıma girdi. Felsefe hocam bana tiyatroyu sevdiren kişidir.

Bodrum'a geliş öykünüzü ve Bodrum’un sizin için ne ifade ettiği dinlemek isteriz.
Bodrum başlangıçta bana hitap etmiyordu açıkçası. O zamanlar Ankaralılar Marmaris'i, İstanbullular Bodrum'u tercih ederdi. Ne buluyorsunuz şu Bodrum'da? Ağaç yok, Marmaris yeşil derdim. Rahmetli Zeki Müren, “Onu bilemezsin, burada bir süre yaşadıktan sonra efsununu anlayabilirsin, ağaçla, taşla izah edilebilecek birşey değil” derdi. 2001 yılında tatile geldiğimde Bodrum yavaş yavaş kanıma girmeye başladı. Ben jaguar hastasıyım, bir otomobil ama o bir tarzdır, nefestir, anlatamazsınız. Hissedersiniz, şu anda da Bodrum öyle.

Sanatçı olmak isteyen gençlere tavsiyeniz var mı?
Sanatçı, hangi sanat dalında faaliyet gösteriyorsa, emek veriyor bir noktaya geliyorsa, o sanat dalının kimyasını, olması gereken herşeyi özümseyerek alıyorsa sanatçıdır. İşin mutfağında pişmeniz lazım. Allah vergisi bir yetenek vardır, kulağı iyidir, sesi iyidir ama o sesi eğitmek lazım. Eğitim her alanda şart. Özellikle sanatı geliştirmek için o sanatın eğitimi alınmalı.

Bir kitap üzerinde çalıştığınızı biliyoruz, anlatır mısınız?
Bir kitap yazdım. Esas olarak bir otobiyografi, içerisinde anekdotlar, sanat akımları, musiki hakkında düşüncelerimle birlikte birçok fotoğraf var. Şimdiden 600 sayfa oldu ancak geciktiriyorum. Geçen zaman içinde tekrar redakte etmek gerekiyor, şartlar koşullar değişiyor. Mardin, Ankara, İstanbul zincirini ifade edecek bir betimleme olacak.

Son olarak kırmızı çizginizi öğrenmek isteriz?
Çok net kırmızı çizgilerim vardır. Atatürk, laiklik, hukuk, demokrasi ve cumhuriyet... Metin Milli budur. Ayrıca tutku mesafesinde bir Beşiktaşlı’yım. 1995’ten bu yana kongre üyesiyim.