Boğa Boynuzları üzerinde yükselen bir sanat müzesi…


Tarihi leleg yolu üzerinde, deyim yerindeyse ormanın orta yerinde heybetli bir boğa boynuzu üzerinde yükselen sıradışı bir yapı karşılar sizi. Burası ARThill…

Sanatçı Ender Güzey tarafından tasarlanıp uygulanan ARTHill, Bodrum'un Kızılağaç Alazeytin mevkiinde bulunan eşsiz bir müze ve sanat mekanı. Kimi eserinde İstanbul sokaklarının yuttuğu harabelere vurgu yapıyor. Kimi eserleri Zeus’un simgesi boğayı ölümsüzleştiriyor. Şu sıralar İstanbul-Viyanna Forever sergisi süren sanatçı ile Ender Güzey Sanat Müzesi’nde ekseninde sanat olan bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bize kendinizden söz eder misiniz?
1951 yılında İstanbul’da doğdum. Ailemle birlikte 12 yaşıma kadar Galata Mevlevihanesi'nde yaşadım. Burası 15. yüzyılda temeli atılan gerçek bir mevlevihane ve şu anda müze olarak hizmet veriyor. Aslında çok derin bir felsefenin içine doğdum. Çocukluğum böyle bir ortamda sanatla içiçe geçti. Resim yapmaya başladığımda ailem ciddi anlamda destekledi. Çocuklarda bunu keşfetmek çok önemli. Avusturya Lisesi’nde okudum, orada Prof. Mac Zimmerman ile tanıştım. Daha çocukluğumda beni kimler etkiliyor bu belliydi. Mac Zimmerman’ın Münih Akademisi’nde ders verdiğini öğrenince akademiye girmeye karar verdim. Mac Zimmerman benim akademik kariyerimde çok etkili oldu. 1975-77 yılları arasında asistanlığını yaptım. Mönchengladbach VHS'de Güzel Sanatlar ve Yaratıcılık Bölüm Başkanlığı ve Doçentlik görevinde bulundum. Daha sonra İstanbul’da Mimar Sinan Üniversitesi’nde performans dersleri verdim. O döneme kadar performans dersleri uygulanmıyordu, bu konudaki öncülüğümü ifade etmek istiyorum.

Performans çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
İstanbul’da Nuh’un Gemisi adında önemli bir performans gerçekleştirdim. Bu protest bir gösteriydi. Karadeniz kıyılarına vuran yunus balıklarını gördüğümde içim acımıştı ve artık sanatçıların da bir nuhun gemisine ihtiyacı olduğunu anladım. Anadolu medeniyetleri bu topraklarda olmasına rağmen insanlarda sanat algısı yok. Söylemek istediğim değerlerimizi tamamen anlamamız ve başka bir algıyla yaklaşmamız gerekiyor. Nuh’un Gemisi etkinliğine tüm ifade tarzlarına sahip sanatçıları, tiyatrocuları, müzisyenleri ve performans sanatçılarını davet ettim. 1 hafta boyunca Nuh’un Gemisi Boğaziçi’nde seyir yaptı. Bu süreçte çeşitli müzikler ve danslarla etkinlik sürdü. 30 metrelik sal üzerinde hasırdan bir piramit vardı. Final gecesinde evrensel motiflerle boyadığım bu piramidi yaktım ve daha sonra bu kalıntılar Nuh’un Gemisi’nin Kalıntıları olarak Fransa ve tüm Almanya’da sergilendi. Türkiye'de ise, İstanbul'da 2005 senesinde sergilenebildi. Şu an burada farklı bir sergi görüyorsunuz. İstanbul'un çeşitli mahalle ve sokaklarından alıntılar yapmıştım. Sanatsal çalışmalarımdan farklı olarak bu çalışma bir proje vesilesiyle başladığım “İstanbul'un Heykel Sokağı” projesinin tanıtımı için alıntılar yaptığım bir fotoğraf sergisinden oluşuyor. İçlerinde Mimar Sinan tarafından yapılan han, hanın çürüyen kapısı, Osmanlı döneminden kalma bir çeşme var. Bunlar da bir fotoğrafçının bakmadığı, görmediği ancak bir sanatçının baktığında yakaladığı detaylar ki bana da bunu profesyonel bir fotoğrafçı söylemişti. Bunlar İstanbul'un gerçeklerini anlatan fotoğraflar.

“İstanbul'un Heykel Sokağı” projenizden söz eder misiniz?
Proje, Fatih Sultan Mehmet'in kadırgaları karadan çektirdiği güzergahın sanatsal ve çağdaş bir şekilde belirlenmesini sağlayan bir içeriğe sahip. Bu projede bir adım ileriye giderek tüm Avrupa ülkelerinden birer heykeltraş tarafından temsili heykeller yapılması planlandı. Güzergah tamamıyle heykellerden oluşacak. Bu güzergahı inceden inceye araştırdım. Tophane, Boğazkesen, Galatasaray, İstiklal Caddesi, Asmalı Mescit’ten Kasımpaşa’ya gidiyor. Bu güzergah kaynaklarda belirtildiği üzere 1700’lü yıllarda da mevcut. Bu projeyi Alman Büyükelçisine sundum. Anakara’da Avrupalı Büyükelçilerin toplantısında tümü biz bu projeye varız, heykeltraşlarımızı finanse ederiz dediler. Benim bu heykellerde önerim sütun heykeller olması yönündeydi. Arnavut kaldırımı üzerine yapılan kuşağa bu heykeller yerleştiriliyor, arnavut kaldırımları kısmen bronzdan oluyor ve bu da Bizans mozaiklerine formasyon olarak gönderme yapıyordu. Ancak proje maalesef hayata geçemedi. Zira Mimar Sinan Üniversitesi hocaları tarafından 1. Anıtlar kurulunda reddedildi.

Türkiye'ye dönmeye nasıl karar verdiniz?
Akademik kariyerimi yurtdışında tamamladım. Akademisyen olmak yerine sanatçı olmayı tercih ettim. Profesyonel galeriler ile çalışma fırsatı buldum. Böylelikle eserlerim alıcı bulmaya başladı. Sanatsal ifade tarzım resimden 3 ya da 4 boyutlu performansa kadar gelişti. Çok güzel yerlerde yaşama fırsatı buldum. Münih’te de Roma Tepesi denilen bir yerde göl kenarında yaşadım. Alpleri gören, ceylanların evimin camına geldiği masalsı bir yerdi. Zamanla insan ülkesini özlüyor. Ülkeme dönmem Nuh’un Gemisi projesini yapmama vesile oldu. Almanya’da yaşadığım süreçte İstanbul’a sık sık gidip gelirdim. Bir dönem Almanya Büyükelçiliği tarafından Tarabya’da diplomatik bir alan olan büyükelçilik köşklerinden biri 4 yıl boyunca bana tahsis edildi ve ben atölye çalışmalarımı burada gerçekleştirdim.

Bodrum’a çok özel bir sanat müzesi kazandırdınız. Müzenizin mimarı yapısı boğa boynuzları üzerinde son derece sıradışı duruyor…
Mimarlık tecrübem olmamasına rağmen bu tasarımın benim kimliğimi yansıtmasını istedim. Müze mimarlar tarafından da takdir aldı, bunu çok önemli buluyorum. Ayrıca müzenin akustiği, ses ve ışık dağılımı çok güzel. Konumuna gelecek olursak Bodrum'da 2006 senesinde yer bakmıştım. Kızılağaç / Yalı tercihim oldu. Bu konumun hikayesini de burada inşaata başladıktan sonra öğrendim. Burası Leleg yerleşimi olan Syangela ve Thaengela imiş. Müzeye geldiğiniz toprak yol da Leleg Yolu ve bu bölge o dönemlerde Tanrıçalar Geçiti olarak anılıyormuş. Benim gibi tanrı ve tanrıçalara ilgi duyan birinin burayı içgüdüsel olarak bulması harika birşey. Boynuz ve boğa motifleri gözümüze çarpanlar arasında. Sanatınızda bunların size ne ifade ettiğini merak ediyoruz doğrusu… Anadolu medeniyetleri ve en ilkel medeniyetlerde boğa motifleri mevcut. Benim için de Zeus'un sembolü olması bakımından değerli. Mitolojide Zeus çoğu zaman boğaya dönüşür. Bir şekilde mitolojik tanrı ve tanrıçalara sempatim var. Çocukluğumdan kalma bir boğa sempatizanıyım ve burcum da boğa.

“İstanbul & Vienna Forever” adlı sergi programınızı bizimle paylaşır mısınız?
10 Mayıs’ta başlayan sergi Haziran sonuna kadar devam edecek. Buradan da Viyana’ya gidecek. Sergi için ziyaretçilerin mutlaka randevu almaları gerekiyor. 7-8-9 Eylül’de “Tanrıçalar Geçiti” adında bir festival başlatacağım. Tanrıçalar Geçiti’nde burada yaşayan köylü ve gençlerin katılabileceği bir agora, pazar yeri de olmasını arzu ediyorum. Onlar da yöresel anlamda sanatsal hünerlerini sergileyebilirler. Yurtdışından çok önemli sanatçılar gelecek. Çeşitli performanslar gerçekleştirilecek.

ARThill Ender Güzey Müzesi
Bodrum Alazeytin Kızılağaç Yalı Mahallesi
Tel. 0532 208 77 81